Сообщения

Сообщения за январь, 2021

Musibetler.

  Dünya hayatına dalıp gaflet içinde yaşamaya devam ederken hepimizin başına gelen imtihanlar, musibetler var. O kadar dalmışız, o kadar unutmuşuz ki esas gayemizi, dünyayı Cennet sanıp durmadan daha fazla, daha fazla için çalışırken başımıza gelen musibetlerin bile hikmetini anlayamaz , nefsani, hayvani (hatta daha kötü) yaşantımıza devam eder olmuşuz. O kadar nimet içindeyiz ki, nimetlerin farkına bile varmaz olmuşuz. "Zaten böyle de olmalı" gibi bir hava oluşmuş galiba. Gelin durumumuzun rezilliğini bir az inceleyelim:   Havadan asılı durumda, çok hızlı bir şekilde dönerken sabitce üzerinde durduğumuz yeryüzü. Titremeden, dönüşünü bile hissetmeden üzerinde işlerimizi yapıyor, hatta bazen haddimizi aşarak bu lutfu bize verenin razı olmadığı işlere de kalkışıyoruz. Oysa bazen, nadiren titriyor o yer yüzü. Bazen hasarsız, ya da küçük çapda hasarlar oluyor. Bazen evler uçuyor. Şehirler harabe kalıyor. İnsanlar ölüyor. Değilmiş demek ki. Zorunlu değilmiş. Üzerinde durduğumuz, ...

Kısır döngü.

  Yeni doğmuş, bir kaç aylık çocukların gözlerine dikkat ettiniz mi hiç?! O fıtratları bozulmamış bebeklerin tüm vücutlarıyla katiyyen hayretlerini gizleyebilmediklerini göreceksiniz. Gözleri şaşkın şakın bakıyor. Okumaya aç. Biz dünyaya geliş gayelerini onlara anlatmak yerine dünyalık dertlerini, geçici menfaatlerini karşılayacak planlar kurguluyoruz onlar adına. Çocuk doğar doğmaz ebeveynleri sevinir. Bu sevinç ALLAH ın razı olmadığı tarzda kutlanır. Sonra büyüyorlar ve talimleri ALLAH ın Kitabına ve Resulünün (s.a.v.) sünnetine uygun değil de, toplumun adetlerine uygun oluyor. Sonra onlara ALLAH anlatılmadan, okumak öğretilmeden, göz, burun, ağız zinasının normal hal aldığı, okumaktan, (kainat ayelerini yaradan Rabbimizin adıyla okumaktan) gafil olan insanların fikirlerinin esas alınarak naturalizme dayalı, hayret duygusunu öldürüp, fıtratı bozan, "objektiflik" adıyla ruhsuz, cahillik bataklığında boğulmaya sevk eden sistemlere emanet olunuyorlar. Sanki etrafımızdaki olayl...

Ölüm.

  Konuya farklı bir yerden başlayıp sonradan bağlamaya çalışalım. Kendimizden, çevremizden başlayalım. Hiç dikkat ettiniz mi doğduğumuz andan, hatta neredeyse biraz daha öncesinden ailemiz ve yakın ve uzak çevremiz bizlerin planlarını, dünyalık menfaatlerimizi düşünerek hayat yolumuzu çizmeye çalışıyorlar. Doğuyoruz, bir şekilde, "eğitmeye" çalışıyorlar bizleri. Biraz büyüyoruz talimimiz daha anlamlı şekil kazanmaya başlıyor. Sonrasında ilk okul, lise ve üniversite, hepsinde de aslında bizlere gelecek için geçici menfaat uğruna bir şeyler anlatmış oluyorlar. Büyüyoruz ve çalışıyoruz. İşimizi büyütme, daha iyi bir yaşama standartları için çabalıyoruz. Yaşlandığımızda bile rahat bir yere taşınmak hayalimiz oluyor. Ki, yakın evrelerde de ona doğru yöneliyoruz. Ne bu aslında biliyor musunuz?! Aslında bir nevi fıtratın haykırışı bu. Ağlıyor bir nevi fıtrat. Bizlere, bunca nimet, lutuf içinde olan bizlere hep daha fazla, hep daha çok, fayda, menfaat peşinde koştuğumuzu, hep gözümüz...

Uyan!!!

  (Kullanılan kaynaklar ve fikirlerinden yararlanılanlar: "Kafile" ekibi, "Kırmızı asa" seriyi, Said Nursi ve "Risalei Nur" külliyyatı, Ali Küçük ve "BESÂİRU'L -KUR'AN" tefsiri, "Hayalhanem" ekibi)  Tamam, hadi diyelim ki gözünü açtığından her kesi bir koşuşturma içinde gördün. Dünya hırsı, mal-mülk, para hırsı, şöhret, tanınma, bilinme hırsı, "daha fazla, daha fazla" açlığı. Tamam, hadi bir müddet geçirdin böyle. Okullar, liseler, üniversiteler, çocukluk, ergenlik, gençlik hep dünyanın fani ziynetlerine aldanarak geçirdin diyelim. Tamam da, hiç mi bir kenara çekilip düşünmedin?! Hiç "ben kimim?" diye sorgulamadın mı? "Neciyim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum?" diye sormaz mı insan kendine. Öyle bir yerdesin ki her gün dolar-boşalır bir misafirhaneye benzer. Her gün yüz binlerce misafir gelir, yüz binlercesi gider. Fakat sanki modern(!) çağımızda neredeyse kimsenin umrunda bile değil. Birileri ün...