Ölüm.

 Konuya farklı bir yerden başlayıp sonradan bağlamaya çalışalım. Kendimizden, çevremizden başlayalım. Hiç dikkat ettiniz mi doğduğumuz andan, hatta neredeyse biraz daha öncesinden ailemiz ve yakın ve uzak çevremiz bizlerin planlarını, dünyalık menfaatlerimizi düşünerek hayat yolumuzu çizmeye çalışıyorlar. Doğuyoruz, bir şekilde, "eğitmeye" çalışıyorlar bizleri. Biraz büyüyoruz talimimiz daha anlamlı şekil kazanmaya başlıyor. Sonrasında ilk okul, lise ve üniversite, hepsinde de aslında bizlere gelecek için geçici menfaat uğruna bir şeyler anlatmış oluyorlar. Büyüyoruz ve çalışıyoruz. İşimizi büyütme, daha iyi bir yaşama standartları için çabalıyoruz. Yaşlandığımızda bile rahat bir yere taşınmak hayalimiz oluyor. Ki, yakın evrelerde de ona doğru yöneliyoruz. Ne bu aslında biliyor musunuz?! Aslında bir nevi fıtratın haykırışı bu. Ağlıyor bir nevi fıtrat. Bizlere, bunca nimet, lutuf içinde olan bizlere hep daha fazla, hep daha çok, fayda, menfaat peşinde koştuğumuzu, hep gözümüzde daha iyi olanı arzuladığımızı anlatmaya çabalıyor. Daha yüksek yaşam standartlarına yöneldiyimizi, daha -kendi bakış açımızla- güzel olana meyl ettiğimizi aktarıyor. Fakat bu haykırışların içine nefis ve dedemize secde etmeyen düşmanımız karışınca, bizler her an başımıza gelebilecek çok büyük bir gerçeği unutuyoruz: Ölüm!!! Farkına varmıyoruz, adeta uyuyoruz. Ya da gafletle önemsemiyoruz, kulak tıkıyoruz, göz kapıyoruz. Oysa bir şuurlu insan şunu hiç düşünmez mi ki, gönderildiği dünyada bunca lutfa, bunca nimete, bu muhteşem düzene mazhar olduğu halde çok kısa kalıyor. Elemlerle, firaklarla dolu bu dünya. Ne kadar menfaat peşinde koşarsan koş, hep bitiyor. Hiç kimseyle de beraber gitmiyor malı. Demek bu değil esas gaye. Demek başıboş değil, demek hayvanlar gibi, hatta daha aşağı bir seviyede sadece nefsani şehvet ve ihtiraslarımız için değiliz burda. Peki nedir gayemiz, neden buradayız? Savaşlar kazan, dünyanın dörte biri, üçte biri, yarısı, tamamı için çabala, icatlar yap, profesör, doktor gibi ünvanların olsun, millet seni sevsin, önemli başarıların olsun, hiç fark etmiyor, hep bitiyor. Hep bitiyor ama, gönderildiğin dünyada bunca nimet var ve içinden "ebed, ebed" haykırışları yükseliyor. Tatmin olmuyorsun. Bitişine, yok oluşuna razı değilsin. Arzu ettiğin "mükemmel hayat"ı burada yaşayamayacağının farkındasın. Bu tatmin olmayışın, bu ölümden haberdar oluşun seni içten-içe rahatsız ediyor. Bu rahatsızlığı bastırmaya yöneliyorsun. Düşünceni uyuşturmaya, hayattan, dertlerden bir süreliyine gafil olmaya, umursamamaya, eğlenmeye, dünyalık menfaatlere dalmaya çalışıyorsun. İçki karışıyor işin içine. Uyuşturucu karışıyor. Uyuşturan, uyuşturmaya, gaflete yarayan her türlü eğlenceler, mekanlar, insi ve cinni şeytanlar, gayri-meşru istekler. Hatta, bir süreliyine kenardan bakan cahiller için mutlu da gözüküyorsun. Haramlarda, bedenine ve ruhuna verdiğin hasardan bihaber, ahlaksızlıkta, aklın yerinde değilken sanki derdin yokmuş görüntüsü veriyorsun. Çok kısa bir süreliyine belki kendin de aldanıyorsun bu büyüye. Fakat uyanacaksın. Yeniden farkına varacaksın ölümün. Fakat kısa da olsa uyuşmayı nefsin beğendi bir kere. Ve bu yeterli olmamış sana. Bu sefer meylin, ihtirasın artacak. Sonra ne mi olacak?! Ruhunun ve bedeninin, ahlakın, hayanın bozulması, gayri-meşru işler, nikahsız doğan, yetişmekten mahrum kalarak fıtratı bozulmuş çocuklar, mahv olan toplum ve aile ilişkileri, otele çevrilmeye doğru giden, resmi ortamlı, sevgiye, karşılıklı saygıya yer olmayan aileler, sayı durmadan artan boşanmalar, umutsuzluk, dertlere dayanamamak, intiharlar, istismara mahkum hayatlar, cinsel objeye çevrilen insanlar, canavarlaşan, aile nedir bilmeyen varlıklar, artan kopukluklar, korku, cinayetler veb. veb. ... Hayvanlara benzemek, hatta daha aşağı olmak için verilen çabalar. 

Ey nankör, ey gaflette, firaklar içinde bocalayan, nimetin bitişinden, lezzetin yok oluşundan elemler duyan aciz. Ey öleceğini bilerek, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan cahil. Fıtratının şahadetlerini umursamazlıktan gelme. Kulak tıkama, gözlerini kapama. Tatmin olmayışını dünyalıklarla bastırmaya çalışma. Yolunu Rabbinin kitabıyla, Resulünün sünnetiyle bulmaya bak. Ölümü öldüren Rabbe secde et. Dünyada rezillik içinde bocalamaktan, Cehennemde ebedi azaptan kurtul.
Rabbim iman edib, imanımızın gereği gibi amel edebilenlerden eylesin, Amin.
Sübhanekel-lahümme ve bi hamdik, eşhedü
en lâ İlâhe illa ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.

(Kullanılan kaynaklar ve fikirlerinden yararlanılanlar:
"Kafile" ekibi, "Kırmızı asa" serisi, Said Nursi ve "Risalei Nur" külliyyatı, Ali Küçük ve "BESÂİRU'L -KUR'AN" tefsiri, "Hayalhanem" ekibi, Necip Fazıl Kısakürek.)

Комментарии